Eylül ve birtakım muhakemeler..

Uçaktayım.
Yerden 11bin 5yüz metre yükseklikte..
Son birkaç haftadır mütemadiyen bir yerlerden bir yerlere gidiyorum.Bu kimi zaman ziyaret,kimi zaman zorunluluk,kimi zamansa tatil nedeniyle oldu. Son durağı tatildi bu uçuşların. Antalya’nın çeşitli doğal ve yapay yerlerinde güzel,dolu dolu bir on gün geçirdim.Hayatım boyunca bölünmeden yapabildiğim en uzun tatildi sanırım. Aslında birçok kez yazmak için güzel fırsatlarım da oldu ancak içimden gelmedi. Şuanda da telefon üzerinden bir post giriyorum, düzenleme için bile enerji sarfetmek istemiyorum.

Tüm yaz mevsimini iki yıldır İstanbul’da o kaos ve kargaşa içinde geçirdim. Hiçbir zaman yaz insanı olmadım  ama hiçbir yaz da bu kadar yorulmamıştım. Halihazırda zor bir dönemden geçiyordum ve ilk kez bu yaz doktorluğa da devam ediyordum.Tek istediğim uzaklaşmaktı,dinlenmek hayali bile kurmadım.Sanki içinde olduğum hayattan uzak geçirdiğim her gün her dakika beni huzura kavuşturacaktı. Hep böyle oldu aslında hep yer değiştirdim hep bir şeyleri değiştirmeye çalıştım kök salmadım ama hiçbir zaman o arzuladığım huzura da kavuşmadım. Kafamın içi benimleydi çünkü..Sürekli sıkışan kalbimi alıp kuş tüyü bir yastığın üzerinde dinlendirememiştim. Beklediğim o büyük sonuçlar yine hayal kırıklığıyla sonlanmıştı. Beklentide olmamam gerektiğini biliyordum ama yine de inatla beklemiştim. Hep bir şeylere bel bağlayıp,onun olmasına şartladım kendimi. Sanki o olduğunda her şey mükemmele ulaşacaktı. Oysa ki böyle bir şey yoktu hayatta; zaten o kendimi dev şartladığım şeyler de herzaman hüsranla sonuçlandı. Bu sabah mesela bir gebelik testi yaptım,hiç böyle bir hazırlık yapmamama veya kendimi anne olarak hayal etmiş olmamama rağmen sanki o çift çizgi çıkınca dünyam değişecek bir bebek beni bu karanlıktan kurtarabilecekmiş gibi ellerim titreyerek kalbim güm güm çarparak bekledim o testin sonuçlanmasını.. ve tabi negatif geldi sonra elimde olmadan ağlayıverdim. Hayır pozitif olsa ne halt yiyecektim ki? Ne verebilirim bir çocuğa bu halimle?Son üç yıldır nereye gidiyorum nerede ne hata yapıyorum kendime sorup duruyorum,cevapları da buluyorum ama asla o cevapları gerçeğe dönüştüremiyorum. Herkes gibi hatalarımdan ders alıp yol almaya çalışıyorum ama asla olmuyor. Biliyorum çok şanslıyım belki birçoğuna göre çok güzel bir yerdeyim ve her şey yolunda gidiyor gibi ama asla bu beni tatmin etmiyor. Günler geçici, cümleler sığ, düşünceler kaba, insanlar acımasız, ruhum kırılgan.. Gökyüzünden bir kapı açılıp beni bulutların üzerine taşısa,gökkuşağının rengarenk pırıltısıyla kuşansam bile mutlu olamayacağım biliyorum. Birçok kez bunu profesyonelce düşündüm. Bu konum derdi,arzu ettiğin bir şeyin gerçekleşmemesi,birileriyle kıyaslanma veya başka bir sebepten kaynaklanmıyor. Hiçbir hayat mükemmel değil sonuçta! Bu tamamen benimle ve düşünce yapımla alakalı. Objektif destek alsam bile bu hastalıklı düşünce yapımı değiştiremiyorum. Drama queen kafasından çıkamıyorum. Bu kafadan çıkıp büyük çabalar versem bile sonuç hep aynı oluyor;hep aynı hayal kırıklığına ulaşıyorum..İnsanın kendi içinde delirmesi ve bir o kadar da aklı başında olup kendiyle muhakeme yapabilmesi çok büyük bir sorun. Keşke gerçekten deli olsaydım veya keşke dibine kadar cahil olup durumumun farkındalığına ulaşmasaydım. Ne ilaç desteği ne de profesyonel destek bu konuda size bir çözüm sunmuyor çok üzgünüm ama “çözüm” sizsiniz ve ben bunu başaramıyorum,başarmak da istemiyorum en büyük sorun bu sanırım. Uzun yıllar mücadele ettim bununla ve değişmek için çabaladım ancak artık umrumda bile değil hem üzülüyorum hem de zerre bir şey hissetmiyorum. Kurban rolü oynamaktan zevk mi alıyorum diye kendime soruyorum çoğunlukla,acaba bu bir kaçış mı? sorumluluk almaktan kaçıyor muyum? Aslında hayır bu kadar korkak ve çabasız olmadığımı da biliyorum.Peki yeterince çabalıyor muyum? Hayır,artık kesinlikle bundan vazgeçtim. Yeterince çabaladığım dönemler de oldu peki sonucunu aldım mı? Bu da kocaman bir HAYIR..Yerinde sabit durduğunda bile yıpratıcı olan büyükşehir hayatı,sevilmeyen iş ortamı,okullar sınavlar,geçim derdi, gündelik hayattan beklentilerimiz,ailenin senden beklentileri,her yere yetişme telaşı,duygudurum değişikliklerimiz,yaşlanmanın verdiği heyecansız insan ilişkilerimiz ve asla o eski,dinamik günlerin gelmeyeceğinin farkındalığı vs vs liste uzayıp gider tüm bunlar insanoğlunu tükenmişliğe götürüyor. İnsanın ruhunu besleyense inanç ve bir şeylere bağlanma çabası. Son zamanlarda kendimde farkettiğim en büyük eksikliklerden biri de bu. Artık hiçbir şeye “yeterince” inanmıyorum,beni besleyen bir sevgi yok,iman oldukça kuvvetliyken onu da kaybettim,bir yere bir eve bir hayata aidiyet ve güven duygumu küçük bir bavula sığdırıp çoktaan dolaba kaldırmışım gibi geçiyor günlerim.. Hergün gitmek istiyorum hergün uzaklaşmak ve kendime dair hiçbir şeyi hatırlamadan yeni’,bilinmeyen’e koşmak..sanki bu beni kurtaracakmış gibi..şimdilik tutunabildiğim tek inanç bu,gitmek bana iyi geliyor en azından bir süre iyi hissettiriyor.

Bu tatil bu yüzden güzel oldu benim için. Evet o koca kuruntulu zihnim de benimleydi tüm süre boyunca ama yine de hergün yeni bir keşifti. Hergün başka insanlar görmek,başka dilleri algılamak,başka dertlere tanık olmak,başka deneyimler yaşamak,zaman zaman  heyecanlanmak,güneşin hasır bir şapkanın ardından göz kapaklarınızı ısıtması,bir portakal ağacının altında uzanmışken biraz ilerideki yaseminlerin kokusunu size getiren rüzgar,genç bir turist annenin bisikletindeki örgülü minik kızın mutluluk çığlıkları,yerden iki bin dört yüz metre yüksekteki çam ağaçlarına dokunacak kadar yakın olmak, denizde bacaklarınıza değip geçen mavi bir balık..Akdeniz ve Ege iki büyük tutku iki büyük mucize! Birkaç kez kısacık aralıklarla kış mevsiminde gittiğim Antalya, tam da bu mevsimde Eylül’de gerçekten harika bir deneyim oldu. Birçoğu gibi kum,güneş,deniz insanı hiçbir zaman olmadım. İçimdeki sıkıntının en büyük nedeni aynı yere çakılı kalıp günlerin hızla tükenmesinden kaynaklandığı için bu tatilde bol bol yürüdüm,gezdim,keşfettim. Bir kısmında hasta olup yataklara düştüm ama o bile güzeldi,bir çekirgenin cırcır sesleri ve kuşlar dışında tek bir ses çıkmayan muhteşem sessizlik ve yatak istirahati bundan güzeli olabilir mi? şehirde bu sessizliğe ne yazık ki yılın hiçbir anında hiçbir saatinde sahip olamıyorsunuz. Her daim bir uğultu var. Antalya’da beni en çok heyecanlandıran yer de hiç şüphesiz Kaleiçi oldu. Doğada ve deniz kenarında da çok zaman geçirdim ama bu eski sokaklarda yürümek,her köşeden başka bir geçide çıkmak, gece olunca başlayan güzel müzikler ve kalenin üzerinden seyrettiğimiz muhteşem deniz manzarası.. beni resmen büyüledi! Bu güzel mahalleyi asla unutmayacağım.

Yıllık iznimin gezme kısmı bitti artık. Birkaç günüm daha var dinlenmek için. Yorucu olacak ama bu süreyi aileme ve arkadaşlarıma ayıracağım,şimdi memleketime giden bir uçaktayım. Bulutların üzerinden pembeliğe bürünmüş gökyüzünü seyrediyorum. İndiğimizde ise yağmur olacakmış kaptan öyle söyledi.


Sonrasında beni yeni heyecanlı bir dönem bekliyor demek isterdim ama ne yazık ki aynı rutine geri dönüyorum. Bir hafta sonra koşturmalar,iş yoğunluğu,metroda yer kapma savaşları ve geçim derdi tekrar başlıyor..şimdi çok dert ediyorum ama başlayınca da monotonluk beni sıkmaya başlıyor. Eylül yine güzel başladı buruk bitti. Her sene bir büyük olayla sonbahara giriş yapıyordum bu yıl ilk kez dingin ve kaygısızım. Bakalım kalan günler ne gösterir..merak etmiyorum.

Yorumlar

  1. Daha evvel de çok kez ifade etmiştim sanırım, ben de tam olarak aynı hisler içindeyim. Hayata dair, yaşadığımız şu ana ve dünyaya dair. Benim de içimde aynı tümceler, zihnim çok karmaşık. Öyle ki artık rüyalarımda bile bilinçaltımın mutsuzluğuna şahit oluyorum. Tüm yılgınlığım rüyalarımda bir bir, sahne sahne oynuyor. Hayatın böyle olduğunu kabullenmekten başka çarenin olduğunu düşünmüyorum. Ben de profesyonel destek aldım lakin bu bir sorun değil aslında. Başlıbaşına yaşamın kendisi. Kurslara katıl, daha fazla insan tanı, bir aktiviten olsun, bir şeylerle meşgul ol, bir projeye dahil ol ve üret diyecekler sana. Bunları zaten yaptık, yapıyoruz da. Mesela bu değil, mesele tam olarak var olmak, varlığına anlam bulamamak ve yaşamın beyhudeliği. Çünkü bir zaman sonra yok olacağız. Buna rağmen hayattaki varlığımızı her geçen gün pekiştirmenin bir anlamı yok. Hayatta salt bir anlam yok, böyle düşününce anlam aramak manasız geliyor. Pek çok insan gibi, gündelik dertler ile uğraşıp, evlenip, çoluk çocuğa karışmak gerek bu dertlerden kurtulmak için. İsteğimiz bu değil lakin böyle gerek. Bunun çok net farkına varıyorum. İşte geçim derdi, emekli primini doldur, başını sokacak bir ev, kiradan kurtul, yeni kıyafetler al, işinde yüksek falan filan... Eeee diyor insan. Peki ya sonrası? Varsıllığın içinde varlık aramak, yoksulluğun içinde yokluk bulmak. Ortası yok işte.

    Tatil güzel gelmiş, daha da güzel gelsin ilerleyen dönemlerde hayat. Belki küçük heyecanlar, mutluluklar çalar kapımızı. Neticede hep bir bekleme halindeyiz, olmayan mucizeleri. Bekleyelim ve görelim sevgili dr.eamer.
    Sağlıcakla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uzun zamandır bu yorumuna yanıt yazmamışım sevgili Beyaz,gözümden kaçmasından değil kabullenmemektendi sanırım. Gerçekten tabiri caizse dibine kadar katılıyorum buna..Çözüm bulamasak da en azından birbirini anlayabilen insanlar olmamız beni sevindiriyor. Umarım bir kabulleniş ve çıkış yolu olur ikimiz için de bir gün.

      Sil
  2. "Artık hiçbir şeye “yeterince” inanmıyorum,beni besleyen bir sevgi yok,iman oldukça kuvvetliyken onu da kaybettim,bir yere bir eve bir hayata aidiyet ve güven duygumu küçük bir bavula sığdırıp çoktaan dolaba kaldırmışım gibi geçiyor günlerim.. " aynı süreçten geçtim ve sonucunda çok iyi bir kapıya çıkış olmasa da çıktım. hamdım piştim ama olgunlaşıp yanamadım. ben biraz çiğ kaldım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım ben de çiğ de olsa çıkarım o kapıdan bir gün.

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar