bu hikayenin tek kahramanı benim
once upon a time there was a little girl
işte böyle başlıyordu benim hikayem ya da masal mı desek? tabii ki de masal çünkü herkes prens ya da prenses olmak ister kendi filminde ve bu "imaginary" kast sistemi yalnızca masallarda olur.UYARI:okuyacağınız masal bir "fairytale" değildir.Bol miktarda spoiler ve tamamen gerçek karakterler içerir!
nerde kalmıştık evet little girl:
küçük kızımız o zamanlar daha dört ya da beş yaşındaydı, güzel hayaller peşinde koşmaktaydı..elinde kocaman bir atlas minik ve tombul parmaklarıyla dünyayı hafızasına kazımaya çalışıyordu çünkü uzuuun bi yolculuğa çıktığında bu koca atlası kendine yük edemezdi o yüzden ezberlemeliydi! işte böyle başlamıştı ezberleme serüveni kahramanımızın..önce şehirleri, ülkeleri ezberledi..sonra "ali ata bak" ile başlayan fişleri ezberledi..sonra sayıları..kuşları böcekleri..kedileri..ve hayatı..evet daha o yaşta hayatı ezberletmeye çalıştılar ona ve o kadar sıkıldı ki dayatılan metinlerden kendi kafasında bi dünya yarattı ve işte o an onun adı "dreamer" oldu çünkü hayal kurmak ezbere değildi istediği kadar hayal kurabilir, istediği dünyada gezip tozabilir, istediği kadar uçuk kaçık maceralara atılabilirdi;[belki bunda daha o yaşlarda okuduğu alice harikalar diyarı'nın da etkisi vardı] ama birazcık zekiydi ve herkesin "gerçek" diye tanımladığı o dünyadan tamamen kopmaması gerektiğini de biliyordu ve iki dünya arasında aracılar bulmaya başladı mesela siz onlara kısaca "arkadaş" diyorsunuz. Güler yüzlü, kırmızı yanaklı, bol espirili küçük bi kız olduğundan arkadaşlık kurmakta hiç zorluk çekmedi tabii buna ek olarak bir sürü de oyuncağı vardı(e ailede tek kız olunca getirisi de çok oluyordu tabi)
günler haftaları, haftalar ayları kovaladı vee yıllar geçti..küçük kızımız büyüdü, bir çok artçı şok bazen de 7.8 şiddetinde depremler atlattı ve her seferinde daha çok kurduğu dünyaya sığındı çünkü orada yer çekimi yoktu ve yıkılmak söz konusu değildi! gel zaman git zaman ne kendi dünyası ne çok sevdiği ailesi ne de sayıları yüzlere ulaşan arkadaşları yeterli geldi..artık başka bi şeye ihtiyacı vardı, başka birine başka bi kahramana..belki gizli dünyasını anlatabileceği, hayallerini paylaşabileceği, onu yargılamadan dinleyebilicek birine..gözleri bebekliğinden beri hep felfecir okuduğundan ince eleyip sık dokuyarak, bi ters iki düz usul ile inceliyor da inceliyordu aracıları..peki neden aracılar? çünkü "yabancılar kötüdür" öyle ezberlememiş miydi? yakınındakileri daha iyi tanırsın, yakınlar iyidir, sana yakındır..ama asla öyle değildir..yakınındakiler seni daha iyi tanır doğru ve tüm zayıflıklarını bilir ve eğer ki içlerinde en ufak bi kötü niyet barındırıyorlarsa anında kılıçlarını çekerler ve şah damarınızdan olmasa da herhangi bi damarınızdan koca samuray kılıçlarını geçirirler..
peki nerede kalmıştık evet küçük hayalperestimiz aldığı bu artçı darbelerle, küçük kılcal kanamalarla yoluna devam eder ve dokuz yaşına gelir ama bu sefer öyle bir kılıç darbesi alır ki.. geri dönüşü yoktur; çünkü bu darbe aile içinde olmuştur ve ailenin yaşamaya devam edebilmesi için kangren olan kol bir an önce kesilmek zorundadır..ve tek kolla baştan 1-0 yenik devam edersiniz yola..
işte bugünden sonra küçük kızımız artık büyümüştür, büyümek zorunda bırakılmıştır..[ve bunları daha önce kimseyle paylaşmamıştır] baba ocağının duvarındaki çatlaklardan kanlar fışkırırken , o göz yaşlarını hep içine akıtmıştır..çünkü büyükler böyle yapar!hayallerindense yine de vazgeçmeyip onları zamanı gelince açmak üzere küçük bir sandığa kilitlemiştir.
biraz etrafın, biraz da canından çok sevdiği kardeşlerinin desteğiyle yıllar geçmiş, yaralar derin izler bıraksa da yine de kapanmıştır. Her şeye rağmen dağılmamışlardır ve hayalperest kahramanımız kendini ilme fene verip yazgısına yön vermeye çalışmıştır.Çok çalışmıştır hem de..mükemmel dereceler alırken ne yaptığı ne başardığı hakkında hiç bir fikri yoktur oysa..
liseyle birlikte yuvadan yavaş yavaş uçmaya başlayan kızımız gerçekten harika dostlar edinerek(bkz aracı değil dost!) bazen bi kahramana özlem duyup bazen de bi kahramana sahip olarak bu zamanlara gelmiştir. Ama o kahramanlarını hep uzaktan izlemiş, asla onların takipçisi olmaktan öteye geçememiştir..çünkü süperkahramanlar hep güzel kızları seçer, tek kollu kurabiye canavarlarını değil! ama yine de mutludur çünkü bir çoklarının yüzünde ufak bir tebessüm bırakmıştır kendisinden geriye, belki şuan bile birileri hatırlayıp gülüyordur kahramanımızla olan anılarına..
emperyalist güçlerin dayatmaları altında artık bir masal prensesi olamayacağını anlayan kahramanımız, hayatın ona yüklediği rolü ezberlemiş ve kraliçe olmaya karar vermiştir çünkü artık prenses olmak istese de yaşı tutmamaktadır!.küçük sandıkların yetmediği hayallerini sağlama almak için de daha büyük bir şey inşa etmeye, bir kule yapmaya karar verir[bu sefer de tolkien'e kafayı takmıştır] Büyük kalın tuğlalar aramaya başlar ve hiç zorlanmaz çünkü etrafı zaten ona fırlatılmış binlerce tuğlayla doludur! Üst üste üst üste derken kocamaann bir kule inşa eder..dışarıda tüm görevlerini yerine getirirken içeride tek kişilik wonderland'inde gayet mutludur. Ama hani derler ya yalnızlık yaradana mahsus diye dr.eamerımız(evet artık dr oldu o) kulesinden öyle etrafı seyreder..ve bir gün bir yabancıyı kalabalığın arasında farkeder..çok konuşmayan biridir bu, sesi de çok çıkmamaktadır..işte o zaman dr.eamerımızın merakı on kat artar: seslenmeye karar verir ama o kadar yukarıdadır ki sesini bir türlü ulaştıramaz, sadece etrafta uçan KARGALAR duyup yanına yaklaşırlar..oysa dr.eamer kargaları istemez, gönlü başka bi yerdedir..ve karar verir, yıllar sonra yarım ruhuna ve tüm yıkımlarına rağmen birine şans vermeye; çünkü her şeye rağmen hayat risk almaya değer diye düşünür. Bir kapı yapar ve karmaşık bir kilit kurar, anahtarını da kulenin tepesinden o merak edilen yabancıya atar. Kapı açılır ve merdivenler tek tek çıkılır..her basamakta dr.eamerımızın kalbi daha hızlı atmaktadır, her basamakta yabancıyı daha yakınında hissetmekte ve en son cesaretini toplayıp gözlerinin içine baktığında sanki tüm dünya durmuş yalnızca nefes alan kendisiymiş gibi olur! günler haftalar derken yabancı artık yabancı değil, geveze güldüren bir dosta dönüşmüştür. Gün doğumundan gün batımına kadar hiç durmadan konuşur konuşur ve konuşurlar..meğer ne çok anlatılıcak şeyler varmış diye düşünür kahramanımız meğer ne çok susmuşum yıllarca..ama bir süre sonra o tanıdığını zannettiği gözlerde farklı bi şey görür dr.eamer, yanında olduğunu zannettiği adamın aslında çook uzaklarda olduğunu anlar..yalnızca kulenin tepesinde devam eden bu hararetli sohbetler, o karmaşık kilitli kapıdan dışarı çıkıldığında hemen bitmekte, herkes yeniden senaryodaki rollerine bürünmektedir..oysa kahramanımız artık bu rollerden çok sıkılmış, perdeyi kapatmak ve doğaçlama devam etmek istemektedir ama ne yazıkki karşısında tam bir "jön" durmaktadır. uzaklaşmaya karar verir ve kapının kilidini değiştirir; ama bir yandan da onu özlemektedir çünkü her şeyden öte onlar iki dert ortağıdır artık!
bir gün [adını şuan dark knight koymaya karar verdiğim]kara şovalyemiz öyle bir ortaçağ medeniyetsizliği gösterir ki zoro kılıcıyla dr.eamer'ın kalbine yüzlerce çizik atar ve kahramanımız bunu ancak kanlar beyaz elbisesinden dışarıya sızdığında anlar; çünkü mutluluk sarhoşluğu o derece hissiz yapar ki onu belki ölse dahi hissetmeyecektir..kendi kanamasını durdurmaya çalışırken kapıyı açık unutur ve küçük goblinler kuleye tırmanmaya başlar[harry potter], kazma kürek bir o yana bir bu yana savururlar..tuğlalar bir bir düşerken gökyüzünden aşağı kahramanımız iki dizinin üzerine çökmüş tek eliyle sol tarafına bastırmaktadır. Sonra birden büyük bir gürültü kopar ve kule olduğu yere yıkılır..kara şovalye uzaktan izlemektedir, biraz da saf olduğundan sağlık bilgisi oldukça yeterli olmasına rağmen neden kahramanımızın yıkıntılar arasında kıvrandığına bir türlü akıl sır erdiremez..eteklerini tuta tuta oradan uzaklaşır ve dr.eamerımızı yıkıntılarının arasında yapayalnız bırakır..bir dost eli bile uzatmaz[tıpkı bu akşam olduğu gibi]
işte o an bir korku fırtınası çıkar uzak tepelerin ardından: saatli tavşan, yumurta adam, sırıtık kedi, hobitler, kırmızı başlıklı polyanna.. dr.eamerımızın tüm "gerçek" kahramanları kaçarlar. Bu sırada hafif hafif soluk almaya çalışan kahramanımızın kulağına uzaktan bir şarkı sesi gelir "no love no glory..no hero in her sky.." ve tam şarkıcının Damien olduğunu anladığı anda o müthiş fırtına onu da içine alır..
yıl 2011 tarih 3eylül'ü gösterdiğinde artık kendi adının ne olduğu hakkında pek de bi fikri olmayan kahramanımız eskiye dair tüm hayallerini küçük bir elektrik bulutu yapmış ve onlar kadar küçük bir dünyacığın içine yerleştirmiştir. Karanlık hayatında tek aydınlık olan bu küreye her gece bakar ve yine de o masum hayallerinin bir kısmının hala avucunun içinde olduğunu düşünerek kendini avutur ama şu bi gerçektir ki o küçük ışık da bir gün sönecektir..
...fin..



dr.eamer'ım...
YanıtlaSildokunmaya korkuyorum yazdığım ufacık bir yorumla da olsa, bu kadar içten bir yazının 'yazar'ının kalbindeki huzursuzluğa... huzura... masalımsılığa...
dokunursam, dağılacak, un ufak olacak gibi...
dr.eamer'ım,
hayat seni hayallerindeki, yarattığın masallardaki ... devamı gelmiyor inan. Ne dersem işine yarar, ne dersem canının acısı biraz da olsa geçer bilemedim.
sen de güzellikler olduğunu bloguma uğradığın ilk yorumda fark etmiştim. hala özel ve güzelsin, hep öyle kal benim için.
luna.
zamanı ileri sarabilmeyi isterdim Luna..
YanıtlaSilUzerinde fosforlu kıyafeti olan bi ekibin '1-2-3 kaldırıyoruz' deyip o yıkıntıdan beni uzaklaştırmasını, bir kaç zorlu operasyondan sonra yeniden o kalbi çalıştırmayı başarabilmelerini isterdim..Ne yazıkki şuan tek yapabildiğim 'güvensızlık ve yenilgi' kokan bu tuğla tozlarını içime çekmek..
o ekibin içinde olup, söz konusu sen isen, -1-2-3- kaldırıyoruz değil de, 1,2,3 götürüyoruz, onu hiç hiç kimsenin duvarlarını yıkamayacağı, hayaller ülkesine götürüyoruz! demeyi dilerdim.
YanıtlaSilsevgi ile,
P.s: dikkat et, fazla nefes alıp verme, yavaş usul geçsin eylül. tuğla tozları sağlığa iyi değildir bence.
luna.
Sayın nuna .. Herkesin böyle bir tecrübe yaşaması lazım bence .. Yoksa sadece mutlu sonla biten filmler kurguluyorsun hayatında .. Hem ne demişler "Beni öldürmeyen acı güçlendirir."
YanıtlaSilYaşadığın tecrübeler ile daha güçlü olursun ve "bence" hayatı gerçek tadında yaşarsın ..
Mutlu,mesut ve dilediğin gibi bi yaşam sürmen elbette ki en büyük temennimiz ama şuan bizim derdimiz biraz pozitif düşündürebilmek .. hee bu arada bi ufak şiir yazdım bende pek beğenmedim ama okursun herhalde :))
Hé
Her adamı sanma goodknight
Bazıları çıkar biiibpknight,
Beklee seni de bulur bi light
Sonra söylenirsin heyhat kuzum heyhaat..
Boş durma dua et Rabbime,
Hiç yatmaz 100 de verir 1e..
Mutlu olmak istiyor isenkine
Değme dertlere eğme boyun eğmeee .. :)
niye ağlatıyosun beni küçüğüm ben gelip o dark knight a dark side ımı gösterip ağız burun kafa göz dalmayı da bilirim ama(bkz çarşambalıyız)onu üzmek yine seni üzmek olduğu için içimden sayıp sövüyorum elim hep omzunda unutma
YanıtlaSil