sabah 7:40
gecenin köründe uyanıp benim gibi "neden herkes uyuyo ki?" diye düşünen çok fazla normal insan yaşadığını zannetmiyorum yeryüzünde..
tam olarak uykumdan ayıldığımda saat sabahın beşi, dışarda bir ağustos böceği ötüyor, ayak parmak uçlarımsa donuyordu..ve ben yapıcak hiç bir şeyim olmadığından yine seni düşündüm; çünkü ikimizle ilgili yapabileceğim tek "somut" şey düşünmek.. boş ve deforme olmuş mideme rağmen, koca bir kupaya buz gibi gazoz doldurdum kendime ve geçmişimize göz attım: iki saatimi aldı yalnızca iki saat!
bu süre zarfında arkada fiona apple çalıyordu, sayıları yedibini aşan mesajları okurken kah gülümsedim, kah gözlerim doldu ama hiç ağlamadım. Oysa ne çok ağlamıştım o zaman haturladın mı? Sözlerinle, özür dileklerinle avutmaya çalışmıştın beni ama hiç o uzun ve biçimli ellerini kullanmadın göz yaşlarımı silmek için..yine de hemen kurumuştu kirpiklerim, iki gün sonra kelebekler gibi uçarak gelmiştim yanına, gözlerinin içine bakmaktan kaçmamıştım ve birlikte ice tea içmiştik..acaba hiç hatırlıyo musun bunları? sana da yıllar geçmiş gibi geliyo mu?
ne değişti peki? neyi kaybettik? daha başlamamışken nasıl bitebildik?
aynı yerde takılı kalmaktan nefret eden hep değişimi arzu eden ben, yine sende takılı kaldım..artık içimde çoktan sönmüş bir yanardağ halini almış olsan da yine de "neden?" diye sormaktan kendimi alamıyorum! "neden tükettik?" bu kadar çok malzemeyle nasıl pizza yapamadık?? tanımadığım "adam" olarak kalmak yerine çocuk olmayı tercih etmeseydin ben de on beş yaşındaki Sophie masumiyetiyle senin felsefeni çözmeye devam edebilirdim belki..
ve en acısı kimselere anlatamıyorum seni; kimselere anlatamıyorum kendimi. Boş yere üzülüyorum, değmediğini biliyorum benimkinin milyonda biri kadar üzülemeyeceğini de..
zaman şimdi daha hızlı ilerliyor ve ben saatler geçtikçe daha çok geriliyorum..güneşlikleri sıkı sıkı kapattım yeni bir günün daha başladığını farketmemek için, kalan zamanın biraz daha azaldığını görmemek için..ama güneş yine de vazgeçmiyor ve ince bir çizgi halinde süzülüyor içeri..
şimdi yine iki gün var önümde..sadece iki gün! İçimdeki yanardağ çoktan sönmesine rağmen yine de korkuyorum gözlerinle gözlerim karşılaştığında neler olucağından ve korktukça biraz daha üşüyorum..
bi köşede yalnız bırakılmaması gereken birisiyim kesinlikle, ne kadar sizi itsem de siz vazgeçmeyin tutun elimden çünkü "kendi" halime bırakıldığımda başkalaşmaya başlıyorum ve metamorfozumu tamamlayamadan hep yarım kalıyorum.. ama bu gece çok aradımsa da tutacak bir el bulamadım , life is not fair you know..
şimdi kafamdaki binlerce anlamsız soruyu nar ağacına soruyorum; ama cevap vermiyor..buz gibi esen sabah rüzgarı da getirmiyor cevapları..

sen istanbulda mı yaşıyorsun dr.eamer?
YanıtlaSilLuna
YanıtlaSilNerede o günler..biricik vefalı aşkım İstanbul ile olsam böyle olurmuydum ki =(
yakın mıyız diye merak etmiştim ben. ^^
YanıtlaSilseni özledim nedense birden. yeni tanıştığı insanları da özleyebiliyormuş insan demek ki.
daha iyisindir umarım bir de.
bu gece müzik de dinlemiyorum.
öyle işte.
luna.
ben de şimdi başımı yastığa koyup son bi check yapim derken, 3.tekil şahsın sen olmasını diliyodum..kalbim temiz mi acaba?yoksa sen mi miniğini yatırmadan uyuyamıyacak kadar sevgi dolusun?
YanıtlaSilGerçekten özleyebiliyor insan garip; ama yeni de değil yıllardır dert ortağımmışsın gibi Luna asıl garip olan bu!..
Bu gece saatli tavşanı birlikte kovalamak dileğiyle.. sweet dreams;)
gerçekten özleyebiliyorum, 'cidden garip'.
YanıtlaSilşöyle bir özlem bu, mesela: 'dr.eamer, bir şeyler yazmış olsa da, altında iki sohbet etsek en şekerinden' gibi. ya da, 'ya şu yazıma bi yorum yazsa da, mutlu etse beni dr.eamer' gibi gibi... öyle bir özlem bu. ama kesinlikle çok gerçek. ^^
sen benden küçüksün evet, miniğim olabilirsin ^^
saatli tavşan çoktan takmıştır seni peşine dr.eamerım, siz harikalar diyarında en sevimli rüyaları görürken, ben buradan sana bolca sevgi gönderiyorum. belki ulaşır bir şekilde...
luna.
yine burnumun dikine gidip uyandım ya 'derin' uykumdan; Kalpsiz Kırmızı Kraliçenin bana yaptıkları müstehak!
YanıtlaSilIyi ki varsın Luna..yine de senin sevgin için herzaman yer var pişmanlıklarla dolu şu kalbimde..
Down, down, down. Would the fall never come to an end? "I wonder how many miles I've fallen by this time?" she said aloud. "I must be getting somewhere near the centre of the earth. Let me see: that would be four thousand miles down, I think-" .....
YanıtlaSilDown, down, down. There was nothing else to do, so Alice soon began talking again. "Dinah'll miss me very much to-night, I should think!" ....
bu yazıyı okurken dünyanın merkezine doğru düştüğünü hayal ettim.Çizgisel hızın sıfıra gittiği,neredeyse zamanın akmadığı yere. :) Damien Rice 'ın şarkısı da baya güzel gidiyor arka planda.
Haplo!
YanıtlaSilkeşke hep düşsem o delikten wonderland'in merkezine!
teşekkürler..böyle ara sıra uğrayıp psikanalizimi yapıyosun ya çok seiyorum o zaman seni :))
haplo'nun yazdığı sözler kime ait, aman tanrım ne hoşlar. ^^ ben neden keşfedememişim, biriniz açıklayabilirse mutlu olacağım. ^^
YanıtlaSilluna.
ama ama yoksa sadece Alice in Wonderland'den miydi? :/ Şarkısı fln yapıldı sandım, ne yapmalı?
YanıtlaSil3ümüz bir araya gelip bestelesek mi, ne dersiniz? :D
luna.
Sevgili Luna
YanıtlaSilo sözler alice'ciğimin ilk kitabı "harikalar diyarı"ndan ;)
Luna
YanıtlaSilayrıca beste yapalım yav süper olur!
eski blogumda o sözleri en sevdiğim alıntılar kısmında paylaşmıştım :) evet, kitabından geliyolar.. ve Dr.eamer Dünya'nın merkezine düştükten sonra ne yapacaksın merak ediyorum ben. :)
YanıtlaSilHaplo
YanıtlaSilben de geçen yıl keşfettim, okulun kütüphanesinde orjinal kitabı ardı hem de "through the looking glass" da içinde!
bu yıl inşallah elime alıcam ve sevdiğim yerlerden ben de alıntı yapıcam:)
düşününce galiba ben o ikinci kitabı okumuştum sadece ve maximum 7 yaşındayımdır ama nası bi eserse hala etkisinden kurtulamadım:/