tarz sahibi bi kadın,anneannem

"zaman sanki bir rüzgar
ve bir su gibi aksın.."
görüldüğü üzere yine nostaljik havalara bürünmüş bulunmaktayım;bi dakka Belgincim geliyorum önce Türkan Hanım'ın çayını doldurim:)
bu akşam anneannemlerdeydim,aslında kendisi ikinci anneannem ama çook uzun yıllar önce vefat eden ilkiyle sahip olduğumuz tüm iletişim bir kaç kare siyah beyaz fotoğraf ve dualardan ibaret olduğu için ben kendisini direkt olarak anneannem ilan ediyorum kim ne düşünürse düşünsün;)
kendisi şimdilerde hemen hemen tüm ev hanımlarının bir gün sahip olacağı boşvermişlik ruhaniyetine bürünmüş olsa da bir zamanlar özenle dekore edilmiş o evden içeri adımımı attığımda kendimi tıpkı şu yukarıdaki hanımefendi gibi,yalnızca şahsına munhasır hizmet gören bi asilzade gibi hissederdim..
herzaman bakımlı bi kadındı anneannem,ki hala öyle,ona sarıldığımda ilk losyon kokusunu alırdım(hiç kimsede daha önce görmediğim,yurtdışından alınmış o ciltle bütünleşen losyonlar..)
evet yurtdışı görmüş bi kadındı anneannem,dedemin ikinci eşiydi,onunla birlikte Hollandada tam emin değilim ama yaklaşık on beş sene kalmıştı,izdivacı geç tatmıştı,bu yüzdendi belki de yıllarca içinde tutmuş olduğu hevesleri vardı..
nerde kalmıştık? evet evden içeri adım atmıştım..öncelikle göze çarpan duvarlarda asılı olan victorian tarzı resimli porselenlerdi,kiminin üzerinde bi aşık elinde gitarıyla kabarık etekli bi kadına serenat yapar,kiminde kuğularıyla ve fıskiyeleriyle göze çarpan büyük bi bahçe tasvir edilir,kimindeyse güzel kuş figürleri bulunurdu..
misafir odasında yine bir çok porselen biblolar,her birinde farklı bi işleme olan kadife kırlentler,tasarımını orda görüp burda yaptırttığı-tam ortasında cam kapaklı bir televizyon bölmesi de olan- vitrin,üzerlerinde su damlaları bile olan yapma çiçekler,krem rengi duvar kağıdı,ortadaki taş sehpa vs..böyle yazınca çok boğucu,kokoş bi oda gibi dursa da aslında öyle ince detaylar ve renkler seçilmişti ki kendinizi gayet rahat hissediyordunuz.
bir köşe tamamen çiçeklerine ayırmıştı;hani derler ya çiçek bakmak herkesin harcı değil onlar da sohbet ister,ilgi ister diye işte anneannem tam bir çiçek kadınıydı!
konuşkan biri değildi,belki de hiç çocuğu olmadığı için çok sıcakkanlı da değildi ama çiçekleriyle beraberken tamamen farklı biri oluyor onlarla tek tek konuşuyor,nazlıyordu..renk renk menekşeler,küpe çiçeği,begonya,cam güzeli,yılbaşı çiçeği,balkondaki akşam sefaları ve daha nice adını hatırlayamadıklarım..hiç şaşmadan haftanın aynı günü uzun ağızlı çiçek sulama kabıyla onları sulardı;hepsi de kat kat açarlardı çiçeklerini mutluluktan sebep:)
misafir odasının diğer bi köşesinde de yüksek bi masa vardı,üzerinde uçlarından kristal parçaları sarkan sarı loş ışıklı bi masa lambası,yanında bi yapma çiçek ve üzerinde de yaprakların arasına özenle tutturulmuş bizim yani torunlarının resimleri..diğer kuzenlerim hollanda'da ikamet ettiklerinden gururla söyleyebilirim ki hala favori torun benim(:
bayramlarda da kristal şekerlik çıkardı orataya,içi türlü türlü kent şekerler,üzümlü çikolata ve badem şekerleriyle dolu olurdu,her misafir geldiğinde ben de bir kez daha şeker alma hakkına sahip oluyordum o yüzden zilin çalmasını dört gözle bekliyor,en çok da bademlere göz dikiyodum:))
temizliğe de çok düşkün bi kadındı anneannem,eski kahverengi düğmeli çamaşır makinesinin üzerinde ahşap bir sepette sabunlar olurdu(kalıp kalıp,renk renk) bir de üç farklı boydaki plastik deterjan kutuları..çocukluğumdan beri kokulara hasta olduğumdan onlarda kaldığım zaman,geceleri gizlice kalkar arka odaya koşar kutuların kapaklarını tek tek açar koklardım içim bayılana kadar,ahh hele o sabunlar..
bir de mutfağın balkona bakan çerçevesinin üzerinde türlü türlü temizlik malzemeleri olurdu,bulaşıkta da her daim tercih Prildi:)
mutfak..o evde beni en çok büyüleyen mekan;sanırım İngiliz sevdam taa o zamanlara dayanır..artık o dönemin modasımıydı bilmiyorum ama farkettiyseniz evin her tarafında bi ingiliz havası hakimdi,mutfak da bundan en çok nasibini alan yerdi tabi ki..
duvara monte edilmiş cam baharatlıklar(her birinin üzerinde ingilizcesi yazardı ve benim tek anlayabildiğim tabiki de "pepper" olandı),o zamanlar henüz hiç kimsede görmediğim havlu kağıt asacağı ve hiç unutamadığım hala bi kaç parçası sağlam kalabilmiş olan o siyah-beyaz,içindeki desenlerin adeta bbc tarihi dizilerinden bir kareyi andırdığı porselen takımı..en çok da çay takımına heves ederdim..
çay demişken genelde anneannemin her sene şaşmadan oradan izne gelen komşularından veya akrabalardan istettiği Pickwick marka bi çay vardı(evet çay da ingiliz çayıydı,nice seneler sonra Dickens'ın Pickwick'in maceraları kitabını okurken öğrenicektim bu gerçeği de) anneannem onu yayla çayı ve rize çayıyla bir güzel harmanlar ve o çok sevdiğim teneke kutulara yerleştirirdi..Hayatımda içtiğim en güzel çay olmuşturlar herzaman ve bendeniz çaysız asla yapamam!
lise yıllarımda çok kalırdım dedemlerde,hem onların gönlü olur hem de ben biraz kafamı dinler biraz da gözde olmanın tadını çıkarırdım ne yalan.. yapmayı en çok sevdiğim şey,aspiratörün teki bozuk sarı lambalarını yakıp üzüm desenli kahverengi tülün ardından gecenin sessizliğini dinlemekti hele de yağmurlu bi günse işte değmeyin o zaman keyfime!
eli çok maharetli olan bu kadının kuşkusuz en sevdiğim tarifi de,üzeri toz şeker kaplı,kahveli pandispanyasıydı! ben çayı demlerdim o da keki sıcak sıcak dilimler;işte tam o anda mükemmel aromalar birbirine karışır, usulca cama çarpan duman bizlere göz kırpardı..
bir de kendi tarzından bahsetmek lazım ki aneannemin,anlatmaya bi kaç moda eleştirmeni bi kaç da kozmetikçi gerekirdi heralde:)kısaca anlatmak gerekirse çok iyi terziliği olan bi kadındı,dikiş makinesinin başına geçti mi yapamıyacağı kıyafet olmazdı..kışlık ekose eteklerini,her zaman dikkat çekici oyalara sahip yemenilerini ve broşlarını asla unutamam..bir de yatak odasındaki hareket ettirilebilen makyaj aynasını!bazen kendime anneannemin eteklerinden elbise yapar,ayaklarıma topuklu ev terliklerini giyer,elime de saç fırçasını alıp şarkılar söyler,o aynada bi aşağı bi yukarı kendimi izlerdim:)
kısacası güzel çok güzel zamanlardı,artık biraz yaşlanmışlığın ve bıkmışlığın getirileri evde kendini gösterse de hala benim için çok özel o daire,hatta bu akşam sırf biraz daha fazla vakit geçirebilmek için o mutfakta,olmayan bulaşıkları yıkadım;)
o evde böyle bi çocukluk geçirdiğimi bilse hele hele buralarda bunu yazıp,paylaştığımı bilse kim bilir ne çok şaşırırdı anneannem..
ve bir de canımdan çok sevdiğim dedem var tabii ki ama o başka bi zamana..




Allah uzun ömürler versin . Ne güzel anlatmışsın.
YanıtlaSilamin;çok teşekkürler
YanıtlaSil