Rûya..

psikolojik devinimlerle geçen huzursuz bir gecenin ardından rüya görmemek olmazdı elbette.Aslında sabah ilk uyandığımda yazıcaktım, o zaman aklımda daha çok kesit vardı ruyadan ama geceden odayı öyle perişan bi halde bırakmışım ki düzeltmeden pc başına geçmeye gönlüm el vermedi.

 Gece biraz balkonda yediğim rüzgarın biraz da gözlerimin yorgunluğundan attım kendimi yatağın üzerine; amacım sadece biraz kestirmekti..ama gözlerimi açtığımda gece 3:28, üstüm başım da buz kesmişti(yorganın üstüne çullanırsan olucağı bu tabi) bi daha ne kalkıcam deyip yorganın altına girdim ve uyumaya devam ettim, bu kez de saat 7:45 yine gözler açık ve dışarda yağmur başlamış hem de ne yağmur; dün gayet sıcak ve bulutsuz bir gündü halbu ki ama işte Karadeniz..camdaki tıkırtı sesleriyle uykuya dalıyorum ve bir rüyaya başlyorum, saatten emin değilim ama 9:30 ve 10:00 arasında alarmı kapatıp rüyaya kaldığım yerden devam edebilicek kadar da ayığım..

"bir dairedeyim, yüksek bi gökdelenin en üst katı, terasta şu modern yeşillendirme çalışmalarından yapılmış. Hava güzel, akşam olmak üzere..Kim oldukları hakkında hiç bir fikrim olmayan bir kadın, bebeği, yaşlı bıyıkları ağzına giren bir adam ve yalnızca yüzü tanıdık olan aslında o kişiyle alakası bile olmadığını bildiğim genç bir adam(feysbukta sağ tarafta çıkmıştı muhtemelen, ordan bilinçaltıma girdi)

Her şey güllük gülistanlık iken birden hava bozuyor, bi fırtına kıyamet derken ev tahtadan eski bi yelkenliye dönüşüyor(ah bu bilinç altı) Bir yandan dalgalarla boğuşuyor, bir yandan da çatırdayan tahtaları duymamak için kulaklarımı tıkıyorum.O bebek güvertede bi beşiğin içinde mışıl mışıl uyuyo ve annesi geminin arkasında bir yerlerde feryat ediyo bebeğini kurtarmamız için. Genç adam kalın paltosu ve atkısıyla, gemi bir sağa bir sola yatarken hiç kıpırdamadan öylece uzaklara bakıyo..sanki bir karar aşamasında ya da bana öyle geliyo..güvertede şimdi yalnızca o ve bebek var, bebeği bana uzatmasını istiyorum, uzun bi müddet sesimi duymuyor sonra birden dönüp bebeği beşiğinden alıyor ve bana uzatıyor; o anda görüyorum yüzünü, saçları ve sakalı birbirine karışmış gözleri çökük ve asla göz teması kurmak istemiyor. Bu kısacık anda onu tanıdığımı hissediyor ve bebği kucaklayıp artık su almaya başlayan geminin içine doğru yol alıyorum. Yaşlı adam ve kadın kendilerine bir filika bulmuş ve terk etmeye hazırlanıyolar, son anda eğilip bebeği onlara uzatıyorum, benim de gelmem için işaretler yapıyorlar, belki bir şeyler de söylüyolar ama fırtınanın sesinden onları duyamıyorum.İçimden gitmek gelmiyo, O'nu orda bırakıp gitmek..soğuk sular dizime kadar yükseliyor birden, uzun saçlarım önüme geliyor ve gittiğim yeri göremiyorum ama yine de yılmadan vazgeçmeden yıkıntıların arasında onu arıyorum.Her seferinde bir adım geç kalıyorum, yalnızca gölgesine yetişebiliyorum ve sonunda içindeki eşyaların yerle bir olduğu bi kamarada buluyorum O'nu..atkısı şimdi boynunda değil, paltosunun iki yakasını elleriyle birleştirmeye çalışıyor, üşüdüğünü hissediyorum..ben de üşüyorum, ama umursamıyorum. "Gel!" diyorum, kolundan tutup çekmeye çalışıyorum ama yerinden kıpırdamıyor, gözlerimdeki yaşlar bitene kadar ağlıyor ve yalvarıyorum "Seni burda bırakamam, ölmene izin veremem!" o yine de karşılık vermiyor ve başını önüne eğip bekliyor..belki de gitmemi bekliyor..o an artık kurtulamıyacağımızı biliyorum, sular nerdeyse belimize ulaşmış, geminin bir ucu çoktan batmış..nedense O'nun bir adam değil de yalnızca hayata dair umutlarımı temsil eden bir sembol olduğunu düşünüyorum ve artık donmaya başladığımı hissettiğim an koşup arkasından sarılıyorum, o kadar sıkı sarılıyorum ki kalın paltosuna rağmen kalp atışlarını kalp atışlarımı hissedebiliyorum! O koca sırtını çevreleyip de birbirine kenetleyemediğim ellerimi, kocaman buz gibi ellerinin arasına alıyor ve uyanıyorum.."


kalbim o kadar hızlı çarpıyor ki, bir an içn yatakta kıpırdamadan duruyorum ve saçlarımın ritmik bi şekilde kıpırdadığını görüyorum, bu ilk kez farkettiğim bir şey demek ki insanın kalbi bazen göğsünden fırlayabilicek gibi oluyormuş..

üzerinden saatler geçmesine rağmen kalbim hala güm güm atıyor, rüyaların insanı bu kadar etkilemesi garip..

çok da yiyemiyorum bu aralar, dün en son öğlen bi şeyler yemiştim, o kadar saat aklıma bile gelmedi acıkmak ve garip bi haz alıyorum bu durumdan; umarım sonum mahrem'deki o tombiş karakter gibi olmaz:/

ve karadeniz'de bir başka yağar yağmur, böyle havalarda hep orhan veli gelir aklıma.Ufak kütüphanemde de artık bir kitabım olduğundan, açtım rastgele bir şiir arkada yağmurun ve regina'nın sesleri birbirine karışırken başladım okumaya:

                                                            ODAMDA
ben miyim bu şeylerin sahibi?
kafamda bir çocuk var, meraksız.
iç âlemim oyuncaktan farksız;
odam, içime bir ayna gibi.

bu adam neden böyle?! gözlerim kapalı bekliyorum bir gün geliceksin biliyorum sevgili Orhan Veli bir gün boğaz kenarında eski iskemlelerde oturup çayımızı yudumlarken sen bana kendi hikayeni ben de sana benimkini anlatıcam ..



Yorumlar

  1. Freud amca kızıyor bugünlerde bana bilhassa rüyalarım küntleşti :)rüya görmez oldum.. o hal sen yine şanslısın :)) .

    Hmm rüyana şöyle değinmeden geçemeyeceğim .. Bildiğin üzere onlar ,yaşantıların yansıması bir nevi ayna ..

    zannediyorum "Nedense O'nun bir adam değil de yalnızca hayata dair umutlarımı temsil eden bir sembol olduğunu düşünüyorum "..demen durumun aynası ...

    YanıtlaSil
  2. *bert

    tmm tmm sen daha şansızsın:P

    ben de çok nadir görürüm ruya; ama işte nadir olanlar da böyle "unutulması imkansız, ama hatırlanması zor" ruyalar oluyo maalesef..

    bi de kendimde en sevdiğim yanım, rüyalarımda bile realizmden vazgeçmeyişim:D

    senin daha "şanslı" rüyalar görmen dileğiyle..

    YanıtlaSil
  3. :) ah şu rüyalar yok mu insanı köşeye sıkıştırır bilakis...

    Lakin ; hayatımın mecaz olduğu şu günlerde ; hayallerimin gerçek olması umuduyla yanıp tutuşuyorum..:D ama eyleme dökmüyorum... ( orası ayrı)

    şanslı olmak yahut şansız olmak nedir tam olarak bilemeyeceğim ama ; bunların bana uğramadığını belki de hiç uğramayacağını iyi biliyorum..

    Herşeyden elimi ayağımı çekip kaçmışım bi şekil..

    Yaşıyoruz , ölüyoruz :) ( iyi ajite edebiyatı yaptım sanırsam )

    YanıtlaSil
  4. valla akşam akşam güzel edebiyat yaptın..

    ahh ahh ben de olsa azıcık şu yetenek:)

    YanıtlaSil
  5. "Konuşmak ihtiyaç olabilir. Fakat dinlemek bir sanattır "demiş Madam de steal :) ..

    ben çenesi düşük olanlardanım..o hal affola :)

    ama sen de yetenek var kesinlikle ,yazılar muhteşem ..:)::D

    YanıtlaSil
  6. bence tam tersi ben çok konuşanım ama yine de şükranlarımı sunuyorum efendim..

    son kez kadehimi ilham perilerime kaldırıyorum!

    :)

    YanıtlaSil
  7. :) iyi ne diyelim efendim o zaman siz öyle diyorsanız öyledir ...

    saatine uygun düşünce ve devinimleri iyi başarırım ben ... ama bu güzel bloğu gereksiz şeylerle işgal etmeyeyim ..:D

    YanıtlaSil
  8. estf..efendim yine geliniz hep geliniz

    bu nemli duvarı ayakta tutan direkler sizlersiniz ;)

    YanıtlaSil
  9. uyuyorsundur sen şu an muhtemelen :) bu duvar her zaman açık kala ..:D tek temennim bu...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar